Uzmanlık Yaratıcılığı Öldürür mü?

0
728

Başlığın sorduğu soru uzunca düşündüğüm bir konuydu. Tek bir alanda mümkün olduğunca derin bilgi sahibi mi olunmalı, yoksa yatayda farklı disiplinlerle temasta kalarak alanı genişletmeli mı? Ya da yaratıcı olma, daha doğrusu farklı ve özgün bir fikre sahip olmayı tetikleyen etmenler neler olabilir? Başka bir açıdan, bir konunun uzmanı olmak neyi ifade ediyor? Bu soruların çıkış noktası ise tarihte önemli keşifler yapmış insanların hayatını inceleme sonucu oluştu. Elbette bu farkındalık bir anda ortaya çıkmadı, yıllara yayılan bir süreçti. Ta ki bu durumu birebir inceleyen bir kitapla karşılaşıncaya kadar…

Pek çoğumuz bir alanda uzman olmayı ve daha derine inerek incelikli ve istisnai bilgilere sahip olmayı arzularız. Eğitimin de bu anlayışa göre tasarlandığını, sektörün karşılaştığı ya da karşılaşacağı ortak problemlere karşı çözümlerin anlatıldığı bir endüstri haline geldiğini söylemek, hatalı bir bakış açısı olmasa gerek. Ezop’un Tilki ile Kirpi masalı gibi bizlerden “kirpi” olmamız, tek bir bakış açısı ile yaratıcı çözümler sunmamız beklenmektedir. Peki gerçekten bu mümkün olabilir mi? Daha doğrusu, sadece bir konuda uzman bir kişinin özgün fikirlere sahip olması ve yaratıcı çözümler getirmesi çok iyimser bir senaryo değil midir?

Uzmanlık, tanımı gereği spesifik bir alanda karşılaşılan tekrarlı sorunları çözen kişidir. Problemler aynı olduğu sürece çözümler de farklı olmayacaktır. Tek tip ürün üreten fabrikaya benzetebiliriz ve bu fabrikalara kuşkusuz ihtiyacımız var. Ancak bir süreden sonra kısır döngüye giren bu süreç, orta ve uzun vadede bireylerin merak duygusunu öldürmekle kalmayıp, mevcut uzmanlaştığı konuya karşı da ilgi kaybına yol açmaktadır. Monotonluğun bin bir çeşidi yani…. Tabi bunun politik, eğitim, ekonomik vb. pek çok sebepleri var ancak, başka bir yazının konusu diyelim.

Uzmanlığı başka bir benzetme ile açıklamaya çalışalım. Bu soru aslında hepimize: 10 km derine mi gitmek, ya da 10 km uzağa mı? Tarihte çok önemli keşifler yapmış, bugün hala kullandığımız pek çok yeniliğe öncülük etmiş bilim insanlarının ortak özelliği, derine inmek değil uzağa gitmek olmuştur. Ki zaten tek bir konu üzerinde tüm yaşamlarını heba ederek yaratıcı bir fikir ortaya koymaları beklenemezdi. Leonardo da Vinci, Benjamin Franklin, Albert Einstein, Charles Darwin, Wolfgang Amadeus Mozart, Johannes Gutenberg, Pablo Picasso, Friedrich Wilhelm Nietzsche, Merie Curie ve daha pek çoğu kirpi olmaktansa tilki olup, pek çok farklı noktada ayrıca çalışmalarını yürütmüşlerdi ve ilk başta kopuk gibi görünen noktaları birleştirebilmişlerdi.

Leonardo da Vinci genelde ressam olarak anılır ancak felsefe, mimarlık, mühendislik, matematik, anatomi, müzisyen, heykeltıraş, botanik, jeoloji, kartografi ve yazarlık yönleri de gelişmişti. Bu alanlar ile ilgilenmek sadece o dönemde değil, günümüzde kıyaslandığında dahi pek çok kişinin ilham aldığı bir bakış açısı kazandırmıştı. Paraşüt, mekanik araçlarda kullanılan rulman (bilye), dalgıç kıyafeti, zırhlı tank, kendi kendine giden araç, helikopter; ayrıca, görmenin ışık retinasının tek bir noktasından değil tamamına yayılan bir süreç olduğunu buna ek olarak, kalbin iki değil dört odacıklı yapısını Leonardo’dan öğrendik.

Amerika’nın kurucusu Benjamin Franklin, tek bir konu üzerine uğraşmak yerine pek çok alana yönelmeyi tercih eden bir başka diplomat, yazar, mucit, filozof, bilim insanı ve siyasetçiydi. Bugün 100 Amerikan doları üzerinde portresi olan Benjamin Franklin, yıldırımdan korunmak için binaların tepesine konulan paratoneri icat etmiştir. Yaptığı diğer çalışmalar ise yaz saati uygulaması, tıbbi sonda, halk kütüphaneleri, çift odaklı gözlük, yüzücü paletleri vb. idi.

Mozart müzisyenliğinin yanında ayrıca iyi bir matematikçiydi. Nietzsche dünyayı etkileyen düşünür olmasının yanında ayrıca klasik müzik besteleri vardı. Einstein iyi bir keman icracısıydı. Evrim teorisini ortaya atan Charles Darwin çok iyi bir gözlemciydi. Radyoaktivite alanında oldukça önemli çalışmalar yapan ve Nobel ödülü alan Marie Curie ayrıca iyi bir fizikçiydi. Matbaa buluşunu yapan Gutenberg, ressam Picasso ve adını buraya koyamadığım sayısız kişinin ortak özellikleri uğraştığı alanların dışında da oldukça başarılı işler yapmaları ve iyi birer gözlemci olmalarıydı.

 

Ne bu bilginlerin yaşadığı dönemde ne günümüzde ne de önümüzdeki yıllarda, mevcut eğitim politikası ve içerikleri bireylerin merak duygusunu arttırıp yaratıcıklarını güçlendirecek yapıya sahip olmamıştır ve olmayacaktır. Uzun süre değişmeyen eğitim içerikleri, tek tip insan yetiştirme ve bilim üretmekten çok gündelik sorunların çözümüne odaklanan anlayış ile bireylerin merak duygusunun geliştirilemeyeceği ortadadır.

Modern eğitimin kişilerin yaratıcı düşünmesini köreltmesinden dolayı okulu bırakan günümüz girişimcileri de yok değil… Steve Jobs, Mark Zuckerberg, James Cameron , Bill Gates ve daha pek çoğu… Bu insanların toplumun büyük bir kısmından farklı olarak yaptığı şey ise durumun erkenden farkına varmış olmalarıydı. Bugün bile büyük prestije sahip bu okulları idealleri uğruna bırakma ve kendi yollarını çizme cesareti göstermişlerdir. Aramızdan kaç kişi Harvard’a girip, eğitimin bir şey katmadığını kavrayıp okulunu bırakarak kendi yolunu çizebilir ki?

Toparlarsak, sorunlara farklı ve sıra dışı çözümler üreten bireylerin arka planında birden fazla disiplinden veya sanattan beslendikleri ayrıca bu kişilerin, merak duygusunun canlı olduğu bir yaşama sahip olduğu beklenebilir.

Peki siz kendinizi nasıl görüyorsunuz, tilki mi yoksa kirpi mi?