Plastiklerde Geri Dönüşüm Aldatmaca Olabilir Mi?

0
1401

Bu soruyu uzun zamandır kendime soruyorum. Kulağa hoş gelen ve tüketicileri tercih yaparken önemli derecede etkileyen geri dönüştürülmüş plastik materyellerin çevredeki olumsuz etkilerini sınırlama amacı ile ortaya çıkması ne de olsa oldukça güzel ve kabul edilebilir bir yaklaşım. Özellikle son yıllarda plastik maddelerin doğada yarattığı yıkıcı tahribat ve sonrasında kullanılmış plastiklerin yeniden toplanması ve daha az plastik kullanımına yönelik kampanyalar oldukça dikkat çekici olmaya başlamıştır.

Sosyal medya başta olmak üzere toplu iletişim kanallarında deniz canlılarında plastiklerin tespit edilmesine yönelik haberler bir şekilde kulağınıza gelmiş olabilir. Ya da plastiklerin azaltılmasına yönelik aktiviteler ile çeşitli bilgilendirmelere maruz kalmış da olabilirsiniz. Belki de elinizde kullandığınız bir plastiği geri dönüşüm tankına attığınızda içinizde bir rahatlama meydana gelebilir. Çünkü normal bir çöp kutusuna plastik atmak ile o plastiği belirli bir süre taşıyıp uygun konteynırı bulup atmak arasında önemli bir bilinç farkı var ki son derece saygı duyulası bir haraket.

Ancak bu konuda yanılıyor olabilir miyiz? Nasıl olsa geri dönüştürülüyor diye plastik kullanımııza sınır koymayıp içimiz rahat bir şekilde gündelik yaşantımıza devam mı ediyoruz? Yoksa daha kötü bir senaryo olası mı: Geri dönüşüm bir aldatmaca mı? Bu çalışmada önemli soruların cevaplarını arayacağız.

Kitlesel olarak ilk plastikler 1907 yılında kimyager Leo Beakeland tarafından geliştirilen bir yöntemle yaşantımıza dahil oldu. O günden beri teknolojik gelişmelere paralel olarak pek çok alanda kullanımı mümkün hale geldi. Bu konudaki detaylara başka bir yazımda değindiğim için burada açmak istemiyorum (İlgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz).

Plastiklerin hayatımızın önemli parçası olmasındaki sebepleri ucuz ve dayanıklı olması, esnek yapısı sayesinde kolayca şekillendirilmesi olarak ifade edebiliriz. Ancak getirdiği faydalar yanında oldukça önemli bir probleme neden olmaktalar. Türüne ve içerdiği kimyasal yapısına göre doğada çözünme süreleri oldukça uzundurlar.

Yukarıdaki infograftan görüleceği üzere;

Tek sefer kullanacağımız ve belkide süre olarak 10-20 dakika arasında taşıyacağımız ürünlerde tercih ettiğimiz plastik poşet doğada 20 yılda ancak çözünebilmektedir. Ya da kahve içmeden güne uyanamayanlar, içtikleri 20-30 dakikalık bir kahve karşılığında doğada 30 yıl boyunca çözünmeyi bekleyen bir atık bıraktıklarını lütfen hatırlasın. Anne-babalar, kullandığınız bir adet tek kullanımlık bebek bezinin doğada 450 yıl boyunca kaldığına dikkat etsin. Pipetsiz içecek içemeyenlerin doğaya maliyeti ise kullandığı her pipet için yaklaşık 200 yıl.

Belki de bu ürünlerin uzun sürede doğada çözündüğünü biliyorsunuz ve bu farkındalıkla elinizdeki atık plastik ürünlerini “yeniden dönüşüm” kutularına bırakıyorsunuz ve bu geri dönüşüm kutularında ise aşağıdaki gibi bir işaret görüyorsunuz muhtemelen…

Bu işareti sadece geri dönüşüm kutularında değil, günlük olarak kullanılan hemen her plastik ambalajda görüyoruz. 1970 yılında grafik tasarımcısı Gary Anderson tarafından telif hakkı olmaksızın ortaya çıkarılan bu logonun, aynı yıllarda plasik endüstrisi tarafından üretilen her plastiğe basılması zorunlu hale getirildi.

İşte olayın püf noktası da burada başlıyor. Çünkü 1970’li yıllarda artan çevre eylemleri ve sonrasında plastik endüstrisine karşı artan tavır ile endüstri, bir bakıma artan tepkileri azaltmak ve plastik kullanımının önündeki engelleri aşmak için yanlış anlaşılmaya son derece açık bir logo kullanımına karar vermiştir. Bu logonun kullanımı ile birlikte, tüketiciler üzerindeki manipülasyonu arttırmak için kullanılan palstiklerin geri dönüştürülmesi amacıyla toplanması yönünde ayrıca pazarlama çalışmaları düzenlenmiş ve kampanyalar başlatılmıştır. Açıkçası, 50 yılda plastik endüstrisinin vaat ettiği gibi geri dönüşüm işareti bulunan tüm ürünler gerçekten geri dönüştürülmüş olsaydı o zaman bu kadar çok plastik çevremizi ve sağlığımızı tehdit etmezdi. Burada elbette nüfus artışı ve plastik kullanımının hemen her sektörde yaygnlaşması ile birlikte kullanımının arttığına ilişkin bir cevap ortaya çıkabilir. Ancak daha sonra aktaracağım rakamlar durumun tam tersi olduğunu oldukça tatminkar bir şekilde ortaya çıkarıyor. Ama ondan önce geri dönüşüm işaretinin aslında ne anlama geldiğini açıklayalım.

Cevap: Hiçbir anlamı yok. Evet yanlış okumadınız. Gördüğünüz bu işaretin hiçbir anlamı yok.

Geri dönüşüm işaretini taşıyan plastik ürünlerinin, geri dönüştürülmüş ya da geri dönüştürülme potansiyeli olduğuna ilişkin bir anlamı uzaktan yakından taşımamaktadır. Çünkü bu işaret ve içerisindeki sayılar, SPI kodu olarak bilinmekte ve plastiğin içeriği hakkında bilgi vermektedir.. Ancak insanlarda, bu işaretin bir şekilde geri dönüşüm ile ilgili bir anlamı olduğuna ilişkin çok yaygın bir inanış var. Bu bir nevi; bir elma resminin altına bu bir inektir demeye benziyor.

Yukarıdaki gibi bir işaret pekçok kişiye tanıdık gelebilir. Özellikle pet şişe sularında bunu oldukça fazla görüyoruz. Üçgen içerisindeki rakamların plastik ambalajın kaç defa kullanılması gerektiğini ifade etmediğini, söz konusu malzemenin neden imal edildiğini ifade ettiğini daha önce belirtmiştik.

Benzer şekilde farklı plastiklerlerden yapılmış ambalaj ve ürünler için de aynı mantıkta düşünebiliriz. Gördüğünüz 2 numarası ürünün 2 defa kullanılacağını ya da 2 defa dönüştürüldüğünü ifade etmiyor. Daha önce de değindiğim gibi bu işaretlerin geri dönüşüm ile hiçbir alakası bulunmamaktadır. Bu işaretinin kullanılması tüketicilerin bilerek yanıltılması amacıyla tercih edilmiştir.

Üçgen işaretinin altındaki ifadelerin ne olduğunu ve günlük olarak ne şekilde karşılaştığımıza da açıklık getirelim.

Polietilen-tetra-fitalat; olarak isimlendirilen ancak daha sıklıkla PET olarak akıllarda kalmış bir plastik türüdür. Günlük yaşamda sıklılar gördüklerimize örnek olarak;

  • Soda ve su şişeleri
  • Ketçap, mayonezlerin vb. sosların konulduğu kaplar gösterilebilir.

İlk defa 1940 yılında keşfedilen PETE, dünyada en çok kullanılan plastiklerin başında gelmektedir. Amerika’da kullanılan tüm plastik bazlı şişe ve kapların 96%’sını oluşturmaktadır ve geri dönüşüm oranı sadece 25%’dir.

High-density-polyethilene; yüksek yoğunluklu polietilen olarak çevirebiliriz. 1953 yılında keşfedilen bu plastik türü ise karşımıza daha çok;

  • Market ve çöp poşetleri,
  • Meyve suyu, süt vb. ambalajlar,
  • Oyuncaklar ve şampuanlar ile diğer kozmetik ürün ambalajları olarak karşımıza çıkmaktadır. Oldukça sık kullanılan bu plastk türünün ise geri dönüşüm oranı 12% olarak tespit edilmiştir.

Polyvynile-chloride; Daha çok PVC olarak bilinen bu plastik çeşidi, 1800’lü yılların sonlarına doğru keşfedilmiş ve günlük hayattan ziyade endüstriyel alanda daha sık kullanılmıştır.

  • Taşıma çantaları,
  • Ayakkabı,
  • Musluk/su tesisat/kanalizasyon boruları ve streç filmler

PVC bazlı sıralanan bu ürünlerin geri dönüşüm oranı ise 1%’den azdır. Ayrıca içerdiği klordan dolayı oldukça çevre ve canlılar için oldukça toksik bir üründür. Evlerde ve gıda üreten işletmelerde streç film kullanımının oldukça fazla olduğu bilimmektedir. Kullanıp attığımız streç filmlerin yaklaşık 99%’unun geri dönüşmemekte ve çevreye atılmaktadır.

Low-density-polyethylene; Düşük yoğunluklu polietilen olarak bilinen bu plastik HDPE’den daha hafif olarak bilinmektedir. Esnek olduğu için kullanım alanı oldukça fazladır.

  • Sıkılabilir özellikteki kaplar (sos vb.)
  • Market poşetleri
  • Streç film ve donuk gıdaların muhafazasında kullanılan ambalajlar

Bu grup plastik ürünlerin geri dönüşüm oranı ile ilgili net bir bilgiye ulaşamadım. Ancak verilerin diğer gruplara göre çok farklı olduğunu düşünmüyorum.

Polyprolyene; 1951 yılında keşfedilen bu plastik türü ise;

  • Bebek bezleri
  • Gıda muhafaza kapları (yogurt kabı vb.)
  • İlaç kutuları olarak sıklıkla karşımıza çıkmatadır. Bu ürünlerin geri dönüşüm oranı bazı kaynaklarda 0% olarak verilmişken, 3%’lük bir paya sahip olduğunu ifade eden kaynaklarda mevcuttur.

Polystrene, Styrofoam; Genellikle köpük içerikli plastikler olarak bilinirler. Hafif ve farklı plastik içeriklerine hızlıca dönüşebildiği için çevre için zararlı kalıntı bırakma ihtimalleri oldukça fazladır. İlk keşif tarihi 1839 yılına dayanmaktadır. Endüstri amaçlı kullanımı ve yaygınlaşması 1900’lü yıllara yaklaşmaktadır.

  • Tek kullanımlık kahve bardakları,
  • Tek kullanımlık plastik gıda kutuları (köpük ambalajlar) ile plastik çatal-kaşık-bıçaklar, bu gruba örnek verilebilir.

Bu ürünlerin geri dönüştürülebilir özelliği bulunmamaktadır. Daha rahat canlandırabilmek amacıyla Amerika’daki çöplüklerin yaklaşık 35%’inin sadece bu gruba ait plastik artıklar olduğu tahmin edilmektedir.

Diğer kategorisi ise yukarıdaki grupların haricindeki tüm plastikleri kapsamaktadır. Dolayısıyla net olarak gündelik hayatta nerelerde karşımıza çıkacağı konusunda birşey söylemek oldukça zor. Bu grup ayrıca şüpheli olarak da bilinmektedir. BPA içeriği taşıyan plastiklerin büyük bir kısmı bu grupta değerlendirilmektedir.

  • CD/DVD
  • Biberonlar ve sokaklarda gördüğümüz çöp konteynırları genel olarak örnek verilebilir.

Bu ürünler içinde geri dönüşüm şu aşamada mümkün görünmüyor.

Dünyada üretilen tüm plastikleride ise geri dönüşüm oranının 1%-3% arasında olduğu ifade edilmektedir. Bununla birlikte; plastiklerin hammaddesi petrol olduğu için üretilen petrolün de 8%’i bu amaçla kullanılmaktadır. Denizlerimizdeki çöplerin 90%’ı ise plastiklerden oluşmaktadır.

Aşağıdaki veride ise 1950-2020 arasında küresel olarak plastik üretim miktarı bulunmaktadır. Görüldüğü üzere sürekli artmakta olan bir trend var ve önümüzdeki yıllar için de bu artışın olacağı öngörülmektedir.

Küresel Plastik Üretim Miktarı (milyon ton), 1950-2020

Atlanmaması gereken bir nokta daha var. Geri dönüşüm oranının artması elbette arzu edilen birşey ancak  üretilen plastiklerin en fazla kaç defa daha kullanılabilidiği de burada önemli. Çünkü kullanılmış bir plastiği yeniden değerlendirmek ürünün kalitesini bozmakta ve maliyetide arttırmaktadır. Bu perspektiften bakınca yeniden işlemenin aslında sorunu çözmeyeceği ortadadır. Ayrıca yeniden işlenme sırasındaki oluşan karbon ayak izinin miktarı da tam bir muamma.

Karşılaştığımız problemin önemli olduğunu ve kullanılan her plastiğin çevremizi yok etmedeki payını artık gizleyemeyiz. Çünkü bu durumun etkileri gizlenemeyecek ölçüde can yakıcı bir hale gelmiş vaziyette. Çözüm önerileri değişkenlik elbette gösterebilir ancak aşağıdaki öneriler doğrultusunda da mesafe kaydedilebilir;

  • Küresel plastik üretiminin bir plan dahilinde kademeli olarak azaltılması ve tamamen kullanımdan kaldırılması,
  • Devletlerin alternative ürünlerin araştırılmasına bilimsel destek vermesi ve politikaların bu doğrultuda yeniden dizayn edilmesi,
  • Kişisel olarak farkındalığı arttıran kampanyaların düzenlenmesi,
  • Atık halde olan mevcut plastiklerin çevreye zarar vermeden imha edilmesini sağlayacak projelere destek verilmesi ve uygulamaya vakit kaybedilmeden geçilmesi,

Bireysel olarak da elbette yapılabilecek çok fazla şey var.

  • Alışveriş yaparken plastik poşet yerine bez poşet kullanımak,
  • Kahve vb. içecekler içerken tek kullanımlık bardak kullanmamak yerine kişisel bardak, suluk vb. edinmek. Bu uygulamayı yaparken plastik ürünler yerine metal ya da cam olanları tercih etmek daha faydalı olacaktır.
  • Pipet kullanımını terketmek,
  • Tek kullanımlık olan çöp poşeti vb. ürünler yerine doğada çok daha hızlı bozunabilen organik içerikli malzemeler seçmek
  • Plastik diş fırçası yerine bambu vb. diğer organik içerikli ürünleri kullanmak,

Yukarıda sıralmaya çalıştığım bireysel uygulamaları çok daha fazla çeşitlendirmek mümkün elbette, ancak algımızın burada açık ve farkındalığımızın yüksek bir düzeyde olması da gerekiyor. Aksi halde hu hızda tüketmeye ve çevremizi kirletmeye devam ettiğimiz sürece yaşayacağımız bir doğa olmayacak. Bu savaştan doğanın galip çıkması ve insanlık kaybetmesi dileğiyle…

Kaynaklar:

Link 1

Link 2

Link 3

Link 4

Link 5