Antibiyotik Çağı Bitiyor Mu?

0
3834

Alexander Fleming’in 1928 yılında penisilini keşfetmesi, Howard Florey ile Ernst Chain’in 1939 yılında saflaştırması, hastalıklara karşı savaşta insanoğluna önemli bir avantaj sağlamış ve antibiyotik çağına adım atmamıza neden olmuştur. 1940 yılının sonlarında ise frengi, zatüree, menenjit olmak üzere pek çok hastalıkta penisilin başlıca ilaç olmuş, Amerika’da, ikinci dünya savaşındaki kullanımı çok ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Penisilinin ilk keşfinden günümüze kadar, antibiyotiklerin bize sağladığı önemli avantajlardan dolayı kullanımı her geçen yıl artmıştır. Öyle ki; aslında hastalıkların tedavisinde kullanılması gerekirken, konu amacından sapmış, gerek ticari gerekse gıda sektöründe hızlı üretim için kullanılmaya başlanmıştır. Amacının dışına çıkılan antibiyotik kullanımı beraberinde ciddi bir sorunu da getirmiştir. Aşırı kullanıma bağlı olarak, bakteriler de antibiyotiklere karşı direnç geliştirmeye başlamış ve bu durum kısır döngüye yol açmıştır. Aşağıdaki görselde, kullanılan antibiyotikler ile bakterilerin bu antibiyotiklere kaşı ne zaman direnç geliştirmeye başladıklarına ilişkin bilgiler mevcuttur. Listeye pek çok antibiyotik ilave edilebilir.

Konuya somut örnekler üzerinden devam edecek olursak; bazı istatistiki bilgiler bu noktada bize yol gösterecektir.

Amerika’da kullanılan antibiyotiklerin % 80’i insan hastalıklarının tedavisinde değil, gıda amaçlı üretilen hayvancılık sektöründe kullanılmaktadır: Aslında bu durum, tahmin edildiği üzere hayvancılık sektöründeki üretim kapasitesi artışını desteklemektir. Antibiyotiklerin hayvancılıkta kullanılması, 1940 yıllarına kadar uzanmaktadır (penisilinin keşfinin hemen ardından) ve kümes hayvanlarının yemlerine katkı maddesi olarak katılması ile endüstriyel amaçlı bu uygulama hızlanmıştır. Buradaki temel amaç ise antibiyotiklerin hayvanların bağırsaklarındaki bakteri florasını değiştirerek daha hızlı büyümelerini sağlamaktır. Kullanılma amaçlarını 4 grup altında toparlayacak olursak;

  • Besinler için rekabet halinde olan mikroorganizma sayısı azaldığı için hayvan bünyesi daha çok enerji elde etmek,
  • Endüstriyel çiftliklerde hayvanların kalabalık olarak yetiştirilmesinden dolayı hastalanmalarını engellemek, (en çok bu aşamada antibiyotik dirençli bakteriler ortaya çıkmaktadır. Çünkü gerek dışkı gerek ise diğer faktörler yolu ile bakteriler kendi aralarında gen alışverişi yapmaktadır)
  • Bağırsak florasındaki büyümeyi engelleyici toksinlerin oluşmasını kısıtlamak,
  • Büyümeye olumlu etki edecek vitamin vb. faktörlerin emilimini arttırmak,

Antibiyotikler bu amaçla sadece Amerika’da değil, dünyanın diğer ülkelerinde de kullanılmaktadır. İnsanlarda gereksiz yere antibiyotik tüketiminin sınırlanması iyi bir yol gibi görünse de asıl tehlikenin hayvancılık sektöründeki kullanım olduğu görülmektedir. Bununla birlikte; 2050 yılında hayvancılık ürünlerine olan talebin ise iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir. Antibiyotiğe alternatif bir çözüm bulunmadığı takdirde, sürekli artan kullanım trendinden dolayı, antibiyotik keşfi-bakterilerin direnç kazanması kısır döngüsü devam edecek ve sistem bir yerde tıkanacaktır. Hayvancılık sektöründen ayrı olarak, özellikle Asya ülkelerinde, meyve yetiştiricilik alanlarında da sıklıkla antibiyotik kullanımına rastlanmaktadır.

İngiltere tarafından yürütülen bir projeye göre, yılda 700.000 kişinin antibiyotiğe karşı direnç geliştiren bakteriler tarafından öldüğü tahmin edilmekte ve 2050 yılında ise bu sayının 10 milyona kadar çıkacağı öngörülmektedir. Bu konu ile ilgili diğer bir örnek ise; 2009 yılında İngiltere’de ameliyat olan 67 yaşındaki hastanın enfeksiyona maruz kalmasıdır. O dönemde kullanılan hiçbir antibiyotik tedaviye cevap vermemiş (pan-resistant bacteria) ve hasta 14 gün sonra yaşamını kaybetmiştir. Bunun gibi dünyanın değişik yerlerinde pek çok antibiyotiğe direnç kazanmış bakteriler tespit edilmektedir. Sayıları şu an için az olsa bile, önümüzdeki dönemde insanoğlunun karşılaşacağı durum hakkında bizlere önemli ipuçları vermektedir.

National Georgraphic’de 2015 yılında yayınlanan bir yazıda, 1983’den 2004 yılına kadar FDA tarafından kullanımına onay verilen antibiyotiklerin sayısı her 5 yıllık aralıklar ile gösterilmiştir. Bu düşüş trendi, yeni antibiyotiklerin yapılmasının gittikçe zorlaştığını ifade etmektedir. Tabi bu araştırmalar esnasında artan maliyetleri de unutmamak gerekiyor.

Kaynak: https://www.nationalgeographic.com/science/phenomena/2015/05/23/oneill-amr-3/

Konunun bu denli ciddi olmasından dolayı pek çok yöntem üzerinde de çalışmalar sürmektedir. Bunlardan birisi, yapay zeka teknolojisidir. Bu konu ile ilgili geçmişteki veriler kullanılıp, bakterilerin direnç gelişimindeki evrimsel süreçler öngörülerek, alternatif bileşikler ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ama asıl soru bu kısır döngü nereye kadar devam edecek? Aksi durumda hem hayvancılık sektörü hem de insan sağlığı ciddi tehlike altında kalacak ve bilinçsiz antibiyotik kullanımı yüzünden çok daha fazla dirençli bakteriler ortaya çıkmaya başlayacaktır.

OECD raporlarındaki 2015 verilerine göre; Avrupa Bölgesi ülkeler arasında, Türkiye 1000 kişiye düşen antibiyotik kullanımında (38,18 DDD-Defined Daily Doses-Günlük Belirlenmiş Doz) lider konumdadır. Dolayısıyla, bu durumun olumsuz etkilerini görülmeye başlanacağı ilk ülkelerden biri olduğumuzu iddia edebiliriz.

Bu gidişatı tamamen durdurmak yakın zaman içerisinde zor olmasına rağmen, en azından bazı uygulamalar ile bu süreci yavaşlatmak mümkündür.

  • Hayvancılık sektörünün dahil olduğu endüstri ile sağlık kuruluşları ve kişisel hijyen standartlarının iyileştirilmesi,
  • Reçete edilen antibiyotik sayısının azaltılması,
  • Viral enfeksiyonlardan bakteri kaynaklı olanlarını ayırmada hızlı tanı yöntemlerinin geliştirilmesi,
  • Çeşitli kampanyalar ile doktorların ve halkın bilinçlenmesi sağlanması,

Yukarıda da daha önce belirtildiği gibi, antibiyotik kullanımın çok büyük bir kısmı gıda kaynaklı hayvancılık sektöründen gelmektedir. Bitkisel kaynaklı beslenmenin yaygınlaşması ile hayvancılık sektöründeki azalmaya bağlı olarak, kullanılan antibiyotik miktarını önemli ölçüde azaltmak mümkündür ancak bu durumda da bitkisel gıdaların üretimi sırasındaki kullanımlarının ne olacağı dikkatle araştırılmalıdır.

Kaynaklar