Teflon, çoğumuz için bilindik bir kavramdır. Mutfakta yemek hazırlarken sunduğu avantaj ile pek çok kişi için neredeyse vazgeçilmez olmuştur. Yemek hazırlamada yapışmaz özellikte kalabilmesi sadece yemeğin kalitesine değil, aynı zamanda temizlemede de ciddi zaman kazandırmakta ve bu özelliklerinden dolayı icadından sonraki yıllarda sadece mutfaklarımızda değil, kimyevi, tekstil, uzay sanayi ve diğer alanlarda da kullanımı yaygınlaşmıştır. Ancak son yıllarda bizlere sunduğu bu katkılarının yanında gerek sağlık, gerek çevreye verdiği zararlı etkiler gittikçe sorgulanmaya başlamış ve bu yönde ciddi iddialar ortaya atılmıştır. Bu yazıda sizlere bu iddialardan ve yapılan çalışmalardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle TEFLON nedir, bunun tanımı ile başlayalım.
TEFLON, 1941 yılında Roy Plunkett tarafından keşfedilmiş, Du Pont firması tarafından 1946 yılında piyasaya sürülmüş, doğadan olmayan yapay bir kimyasal bileşiktir. Perflorooktanoik asit (PFOA) kısaca C:8 olarak isimlendiriliyor. Aslında Teflon, Du Pont tarafından üretilen bu bileşiğe verilen ticari bir isimdir. Nasıl elde edildiği vb. noktalarda detaya girip sıkmak istemiyorum. Ancak farklı firmalar tarafından bu bileşik farklı ticari isimlerle piyasaya sürülüyor.
Teflonon Kimyasal Yapısı

Bu madde ile ilgili iddialara gelirsek, gerçekten ciddi bir durumun olduğunu görüyoruz. Bu kimyasal, doğal olmadığı için zararsız olduğunu iddia etmek bence fazla iyimser bir durum oluşturuyor. Klaunig ve arkadaşları tarafından, 2012 yılında yapılan bir çalışmaya göre, bu kimyasal insan vücuduna girdiğinde yaklaşık 4 yıl sonra anca yarılanıyor. Vücuda nasıl girebilir ki diye düşünebilirsiniz. Bunu anlamanın bir yolu ise mutfakta kullandığınız teflon tavalarda çizik görmenizdir. Bu sayede bünyenize bu kimyasalı almaya başlıyorsunuz.
Teflon ile kaplı tavalarda yapılan diğer bir çalışmada ise pişirme sıcaklıkları olarak adlandırabileceğimiz 179°C-233°C sıcaklıkları arasında, kalıntı miktarda teflon parçacıklarının olmasına ilaveten, buhar halinde başka bir zararlı bileşiğin (PFOA) ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.
2007-2013 yılları arasında yapılan çalışmalarda; kardiyavasküler ve tiroid hastalıkları, kronik böbrek yetmezliği, ürik asit düzeylerinde artış, yüksek kolestrol, obezite, üreme sistemi ve bebek gelişiminde bozukluklar ile bağışıklık sisteminde olumsuz etkiler bıraktığı noktasında önemli veriler elde edilmiştir. Ancak Türkiye’de bu konu ile ilgili maalesef yeteri kadar çalışma yapılmadığı için toplum olarak nasıl etkilendiğimiz tespit edilememiştir.
Pico ve arkadaşlarının 2011 yılında yaptığı bir diğer çalışmada, kontamine olmuş su ve toprak besin yolu ile canlılara taşınmasında en önemli basamaklardan birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla sadece tükettiğimiz gıdalardan doğrudan bu kimyasalı alıyoruz diye düşünmemeliyiz. Bu bir döngü olduğundan, çevre ve hayvanlarda etkilendiğinden maruziyet alanımız fazlasıyla geniştir.
Bu konu ile ilgili yapılan en kapsamlı çalışmalardan birisi de DuPont fabrikasının bulunduğu Batı Virgina ve Ohio bölgelerinde “C8 Sağlık Projesi” adlı araştırmadır. Bu çalışma, bölgede yaşayanların kanındaki teflon konsantrasyonunun genel popülasyona göre 6-8 kat daha fazla olduğunu göstermiştir.
Yazıya girişte belirttiğim gibi teflonu sadece mutfak alanındaki uygulamalarda kullanılmamaktadır. Biraz daha detaya indiğimizde ise besin ambalajlarında yağ geçişini engellemekten, tekstil sektöründe ürünlerin suya direnç kazanmasına; yangın söndürücülerden, ısıya dayanıklı contalar ile elektrik ev aletlerindeki kablolara kadar çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Kısacası, suyun ve yağın istenmediği hemen her üründe bu maddenin kullanımı ticari olarak iyi bir alternatif olabilmektedir. Diğer taraftan bu ürünler, kullanım ömrünü bitirdiklerinde doğadaki atık maddeye dönüşümü az önce değindiğim gibi toprak ve suda bulaşmalara neden olabilmektedir.
Teflonun özellikle mutfak endüstri alanında gittikçe yayılan kötü şöhretinden dolayı, sektör farklı alternatifler araştırmaya başlamıştır. Seramik içerikli tavaların günümüzde hızlı bir şekilde yayılması olumlu gibi görülse bile, sağlık açısından zararlı olup olmadığı konusunda henüz net bir bilgi yoktur. Maalesef, gastroendüstri dışındaki alanlarda önemli bir alternatifi henüz ortaya çıkmamıştır.

Toparlarsak, teflonu sadece mutfak endüstrisinde kullanılan bir kimyasal olarak düşünmek hatalı olur. Canlı ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri yapılan bilimsel çalışmalar ile desteklendiğinden, kullanımında temkinli olmakta fayda vardır. Burada verebileceğim bir öneri, çizilmiş teflonların kesinlikle kullanılmaması gerektiğidir. Çünkü kaplaması aşınmış bu tavalardan Teflon (ve alüminyum-sonraki yazılarda bahsedebilirim) geçişi çok daha fazla miktarda olacaktır. Gıda güvenliği alanında ise çelik tavalara yönelimin şu aşamada yapılacak en mantıklı uygulama olduğunu düşünüyorum. Bu konuda hazırlanmış olan Dark Waters (Karanlık Sular) filmini izlemenizi öneririm.

Kaynaklar
Endirlik, Ü. B., Gürbay. A. Perflorooktanoik asit: Maruziyet yolları, Toksikokinetik Özellikleri ve İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri (2018). FABAD J. Pharm. Sci., 43, 2, 135-156.
Schlummer, M., et al. Emission of perfluoroalkyl carboxylic acids (PFCA) from heated surfaces made of polytetrafluoroethylene (PTFE) applied in food contact materials and consumer products. Chemosphere (2014).











