Günümüzde her hangi bir plastik malzemeye temas etmediğimiz bir an var mıdır? İstisnaları dışarıda tutarsak pek çok alanda plastik malzemeleri bir şekilde kullanıyoruz. Elektronik, tekstil, kimya, ilaç, tıp… saymakla bitiremeyiz. Elastik ve çevresel şartlara dayanıklı olmaları sebebiyle pek çok amaçla plastik içerikli malzemeleri kullanıyoruz.

Bu alanlardan başka, konu gıda ürünlerine gelince sanırım daha çok dikkat çeken bir durum oluyor. Kafalarda soru işareti… Gıda ürünlerinde plastik kullanımı sağlığımıza zarar veriyor mu? New York Eyalet Üniversitesinde yapılan araştırmalarda, suların muhafaza edildiği 259 örnekten sadece 17’sinde plastik izine rastlanmadığının tespiti ile birlikte, dikkatler daha fazla bu konuya yöneldi çünkü, ciddi oranda su ürünlerinin muhafazasında plastik ürünler tekrarlı olarak kullanılabiliyor. Konunun bir de diğer tarafında plastik üreticileri var ki onlarda aksi yönde açıklamalar yapmaktadır. Aslında plastik kullanımı ile ilgili ilk şüpheler, belki hatırlayanınız vardır, Bisfenol A adlı madde üzerinden başlamıştı. Durumun ciddiyetini idrak eden üreticiler, Bisfenol A kimyasalı içermeyen ürünler çıkarmaya başlamış ve hatta olmadığını vurgulayan bazı simgesel işaretler dahi atmıştı. Ardından yapılan araştırmalarda ise Bisfenol A kimyasalının kanserojen etkisinin büyük miktarlarda alınması ile birlikte ortaya çıktığı ifade edilmiştir.

Konumuza dönecek olursak, çok ciddi plastik kullanıyoruz bu doğru, hatta yapılan çalışmalara göre, 2015 yılında kişi başına yıllık tüketilen plastik miktarının tam 140 kg’a evet yanlış duymadınız tam 140 kg’a ulaştığı öngörülmektedir. Dileyen kendisi ortalama günde ne kadar plastik malzeme tükettiğini hesaplayabilir. Kişi başı 140 kg’ı dünyada yaşayan nüfus ile çarptığımızda çok iç açıcı bir sayı çıkmayacağına eminim.
Peki plastik parçalarının sularda tespit edilmesinden sonra başka araştırmalar yapıldı mı sorusu geliyor ise aklınıza, cevabı kesinlikle evet.

Aslında plastik parçalarından kastedilen, mikron hatta nanometre ölçütlerindeki partiküllerin belirli bir süre içerisinde parçalanmasıdır. Boyutlar çok küçük olduğundan (nanometre mikrondan daha küçüktür) fiziksel olarak ayırt edilmesinin imkanı yoktur. Dolayısıyla gerek suyu içerken, gerekse plastiklerin bulunduğu ortamlarda bir miktar alınması muhtemel görünmektedir. Bu konuyu sadece sular ile sınırlamak yanlış olacaktır. Diş macunları, makyaj malzemeleri ve diğer alanları da konuya ilk girerken belirtmiştim, atlamamamız gerek.
Plastikler bulunduğu ortamı fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki şekilde etkiler.
PLASTİKLERİN FİZİKSEL ETKİSİ
Yapılan çalışmalar, bütün plastiklerden kopup ayrılan mikro parçaların kan dolaşım sistemine girebileceği ancak organlara tutunamayıp vücuttan atılabildiğini göstermektedir. Bununla birlikte, iç organlarda bazı enflamasyon (iltihabi) durumuna neden olduğu de bildirilmiştir. Nano ölçekli parçaların ise mikro ölçeklere göre daha olumsuz sonuçları olduğu iletilmiştir. Çok küçük boyutlu olduğundan, doku ve organlara daha rahat tutunabilmektedir. Özellikle proteinler ile bağ oluşturabileceği de düşünülmektedir. Toparlarsak, güncel araştırmalara göre, mikro ve nano ölçüdeki plastik partiküllerinin insanlarda nasıl bir etki yarattığı tam anlaşılamamış, bu alanda daha çok araştırmaya ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir. Ancak plastik şişe ya da ambalajlardan kopan nano boyutlardaki parçaların daha büyük risk oluşturacağı düşünülmektedir.
Not: Nano seviyedeki partiküller mikro seviyesine göre 1000 kat daha küçüktür
PLASTİKLERİN KİMYASAL ETKİSİ
Plastiklerin endüstriyel anlamda kullanılabilir forma getirilmesi için bazı kimyasallar kullanılmaktadır. Bu kimyasalların hepsine değinmemiz imkânsız ama en çok kullanılan ve araştırma konusu olan iki tanesinin (BPA ve Fitalatlar) açıklanması gerektiğine inanıyorum. Gelin bunlara biraz daha yakından bakalım.
BİSFENOL A (BPA)
Bu amaçla kullanılan ve akıllarda ilk olan maddelerden birisi (BPA) Bisfenol A’dır. Yukarıda da değinildiği gibi kanser üzerinde net bir ilişki bulunmamasına rağmen, endokrin sistemi (hormon) üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı pek çok ülkede (Türkiye’de dahil) yasaklanmıştır. BPA maddesi, doğurgan kadınlardaki birincil seks hormonu olan estradiolün yerine geçebilmektedir. Bu da hormonların artışına paralel olarak sağlık üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Estradiolün fazla olması kadınlarda hamile kalmada güçlüğe neden olabilirken, erkeklerde ise cinsel isteksizlik, göğüslerde büyüme vb. etkileri beraberinde getirmektedir.
BPA’nın yasaklandığını belirttik. O zaman kendimize şu soruyu sormamız gerek: Yasaklanmasına rağmen plastiklerin kalitesinde herhangi bir değişiklik gözlenmiyorsa, yerine neler kullanılıyor? A’dan Z’ye kadar yolu var ne de olsa… Bu noktada alternatif olarak BPAF, BPF ve BPS maddeleri kullanılmaya başlandı. Kısacası dostlarım, “BPA FREE”, “BPA içermez” ifadeleri ile sorun maalesef çözülmüyor. Şurası doğru: Üretici sadece BPA kullanmadığını beyan ediyor ama onun alternatiflerini ise kullanabiliyor. BPAF, BPF ve BPS üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar maalesef iç açıcı değil. Kısaca bahsetmek gerekirse; 2017 yılında yapılan bir çalışmada yine hormonal sistem üzerindeki olumsuz etkisi BPAF > BPA = BPF > BPS olarak sıralanmış. Diğer bir deyişle alternatifler, BPA’ya kıyasla ya daha fazla zararlı ya da eşit miktarda potansiyel sorun oluşturabiliyor. Kısacası değişen çok bir şey yok hatta daha olumsuz sonuçları bile olabilir. Temkinli olmak gerek. Üretici açısından bakıldığında ise yasaklanana kadar kullanıma devam sonuçta.
FİTALATLAR

BPA’nın yanısıra bir de fitalatlar var. Ondan da birazcık bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Fitalatlar, kolay kırılabilen PVC’ye esneklik vermesi amacıyla katılmaktadır. Özellikle yağda çözünebilmeleri nedeniyle yağlı gıdalarda risk konusu oluşturabilmektedir. Yağ içeriği yüksek olan soslar ya da kozmetik ürünlerini bu sınıfa dahil edebiliriz.
Fitalatlarda tıpkı BPA gibi hormonal sistem üzerinde olumsuz etkiye sahiptir. Erkeklerde testesteron ve sperm seviyesinin azalmasından, kadınlarda ise seks hormonu olan estradiol (daha önce konusu geçmişti) üzerinde değişkenliğe neden olmasından sorumludur.
Yapılan bir başka çalışmada ise alüminyum folyoya sarılarak yüksek ısıda pişirilen gıda ürünlerinde fitalat miktarının arttığı da belirlenmiştir.
Mevcut etkilerinden dolayı Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (USEPA), bu maddeyi “endişe yaratan kimyasallar” listesine eklemiştir. Avrupa Kimyasal Ajansı (ECHA), fitalatları “üreme için toksik” olarak sınıflandırmıştır. Bununla birlikte Türkiye’de, AB’ye uyum çerçevesinde fitalatlar için sınırlandırma getirmiştir.
Konuyu toparlarsak, hayatımızın her alanında kullandığımız plastik malzemelerin hem çevre hem de sağlığımız üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilimsel çalışmalar ile desteklenmektedir. Düşünüp etrafımıza bakmamız yeterli olacaktır. Çünkü plastikler ile o kadar etkileşim halindeyiz ki gıdadan, kozmetiğe, oyuncaktan tekstile hemen her sektörde karşımıza çıkmaktadır.
NELER YAPMALIYIZ?
Bu kadar iç kararttıktan sonra neler yapılmalı sorusunu kendimize sormalıyız. Yapılacak ilk iş çevre ve sağlığımız için plastik kullanımını azaltmak olacaktır. Kişisel anlamda yapılacak en önemli uygulama budur. Markete giderken plastik poşet yerine bez file kullanmak faydalı olabilir. Ya da her bir ürün için ayrı ayrı poşet yerine farklı ürünleri tek bir poşete koyarak sınıflandırma yapabiliriz. Kahve içerken plastik bardaklar yerine fincan ya da plastik damacanada su yerine cam ambalaj olanları tercih edilebiliriz. Yanımızda litrelik paslanmaz çelik su matarası kullanabiliriz. Ya da soslarımızı kendimiz hazırlayıp cam kavanoz içerisinde muhafaza edebiliriz. Kişisel anlamda yapılacak çok fazla şey var aslında. Sırası gelmişken bu konu ile ilgili ortak girişimler de mevcut… Sıfır Atık kavramı ile atık bırakamadan, sürdürülebilir yaşamın yolları araştırılmakta ve geliştirilen pratik uygulamalar ile insanlara yol gösterilmektedir. İlerleyen zamanlarda Sıfır Atık kavramı ile ilgili yazı da hazırlamayı düşünüyorum.

Teknolojinin ilerlemesi ile plastiklere alternatif materyaller üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır. Bunlardan birisi ise mantarlardan elde edilen plastik benzeri ürünlerdir. Araştırmalar sonuçlandığında doğal yollardan elde edilen plastik benzeri bu ürünün hem çevre hem de sağlığımız için önemli katkılar yapacağını düşünebiliriz.
SONUÇ OLARAK;
Plastik malzemeler hayatımızı kolaylaştırmaktadır ancak bunun için ödenen bedel çevre ve yaşamı önemli ölçüde etkilemektedir. Uzun süre doğada kalan plastikler bir şekilde dönüp dolaşıp tekrar bizlere dönmektedir. Kısacası çöpe atarak kurtulmuyoruz.
Plastik bir yaşamı bırakmak dileğiyle…
Kaynaklar:
Rubin,S.B.; Bisphenol A: An endocrine disruptor with widespread exposure and multiple effects. Journal of Steroid Biochemistry & Molecular Biology 127 (2011) 27– 34
Moreman, J.; Lee, O.; Trznadel, M.; David, A.; Kudoh, T and Tyler, R.C. Acute Toxicity, Teratogenic, and Estrogeni Effects of Bisphenol A and Its Alternative Replacements Bisphenol S, Bisphenol F, and Bispchenol AF in Zebrafish Embryo-Larvae. Environmental Science &Technology 2017, 51, 12796−12805
Yerlikaya, P. Fitalat esterleri ve su ürünleri tüketimindeki yeri. Journal of Food and Health Science, 3(2): 59-66 (2017)
Pivokonsky, M., et al., Occurrence of microplastics in raw and treated drinking water, Sci Total Environ (2018), https:// doi.org/10.1016/j.scitotenv.2018.08.102
Mintenig S.M., Löder M.G.J., Primpke S., Gerdts G. Low numbers of microplastics detected in drinking water from ground water sources. Science of the Total Environment 648 (2019) 631–635
https://www.ted.com/talks/eben_bayer_are_mushrooms_the_new_plastic/transcript 18.08.2019










