Mutluluk üzerine

0
892

Ses ver! Yaşıyor musun? Neredesin?

Buradayım, içinde yani sende

Neden göremiyor ve hissedemiyorum?

Belki de görmek istemiyorsun ya da görmek istediğin gibi değilim.

…yüzleşmek istiyorum seninle.

Kendinle?

Kendi ile konuşmaları vardır insanların, bir o kadar da kendine bile itiraf etmeye çekindiği gerçekler… Belki de en çok “Mutlu muyum?” diye sorar ama hiçbir zaman bu soruya net bir cevap dahi veremez. Televizyonlarda, gazetelerde, internet siteleri ve daha pek çok ortamda bu konu ile ilgili çok fazla öneri denizleri mevcut. Sanki reçete halinde uygulayınca mutlu olunacakmış gibi bir hava yaratılıyor. Gerçekten bu kadar kolay mı? O sihirli olduğu iddia edilen yöntemleri uygulayınca, içinden çıkılmaz duygusal labirentin kestirme yolundan çıkabiliyor muyuz? Kolay değil ki…

Her insan ayrı bir dünyadır. Bir olay karşısında hissettikleri, düşündükleri çok farklıdır. Bu düşünceleri değiştiren çok fazla değişken vardır. Ailevi, romantik, arkadaşlık vb. sosyal ilişkileri, çevresel faktörler, ekonomi, … daha uzar gider. Her bireyi olumlu ya da olumsuz etkileyen bu mekanizmaların birey içindeki dağılımları dahi farklıdır. O halde buradaki durumu daha doğrusu asıl soruyu sormamız gerekiyor. Mutluluk nedir? Bunun tanımı geçmişte yapılmaya çalışılmıştır. Ancak benim en çok aklımda kalan ne yazık ki kaynağını hatırlayamadığım bir ifade var: “Bireylerin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının somut dünya üzerindeki karşılığının bir ölçüsüdür”. Diğer bir deyişle “mutluluk”, her bireye göre farklı bir anlama sahiptir. Belki de bundan dolayı, bir bireyi mutlu eden bir durum başka bir bireyi aynı ölçüde mutlu edemiyor.

Kendimizi dinlemediğimiz ve “mutluluk” kavramını içimizde tartışmadığımız zaman bize nasıl mutlu olacağımızı anlatmaya çalışan bazı araçların saldırılarına maruz kalıyoruz. Bunlardan en belirgin olanı ve en zehirlisi ise tüketime yönelik anlayıştır. Daha çok harcayarak, daha fazla tüketerek (duygusal, fiziksel, ekonomik) bu duygusal erozyonda kayıp gidiyoruz ama farkında değiliz. Kayıp gitmeyi bir yana bırakırsak ya ticari ürünlerin köleleri ya da dürtüsel davranışlar sonucunda diğer bireylerin manipülasyonlarına uğrayabiliyoruz.

Olaya bir de farklı bir noktadan bakalım. Mutluğun tanımını “fiziksel ve duygusal ihtiyaçların tatmini” olarak değerlendirdiğimizi varsayalım. Bu durumda bireyler, yaşamları boyunca sürekli kendi ihtiyaçlarının karşılanması için uğraşırlar ve tatmin olduklarında bu durum farklı arzuların ortaya çıkmasına neden olur. Bu döngü sürekli bu şekilde devam eder. O halde bizler yaşamlarımızı ne kadar mutlu olarak geçiriyoruz? Elbette bunun sayısal olarak değerlendirmek zordur. Ancak tüketim ekonomisinin tarafından yaratılan suni arzu ve istekleri karşılamak ile ömrümüz geçmiyor mu? Daha yeni telefon, daha güzel elbiseler, daha fazla ev, daha fazla mobilya hep daha çok hep daha fazla…Neye ihtiyacımızın olduğunu düşünmeye dahi fırsatımız olmuyor. Peki ya sonuç? Beraberinde getirdiği tüketim çılgınlığı… Kendimizi tanımadığımız için bize zerk edilen sahte ve anlık mutluluk kaynaklarına aldanıyoruz.

Schopenhauer

Bu konu için önerilen çözümler, yukarıda ifade ettiğim gibi, bireye göre değişkenlik göstermektedir. Ama önce hayattan ne beklediğimizi bizlerin nelerin mutlu edeceğini kendimizle tartışmamız gerekiyor. Bu noktada bize yardımcı olacak en önemli kaynağın ise felsefe olacağını düşünüyorum. Bireyler kendi yaşam felsefelerini karakterine oturtarak yola devam etmelidir.

Sonuç olarak; yanılsamalara dayalı bir yaşam yerine içselleştirdiğimiz (özümsediğimiz) olguları yansıtacağımız bir anlayışa sahip olmalıyız. Schopenhauer “Hayatın Anlamı” adlı kitap tavsiyesini buraya sıkıştırıyorum.