Beslenme konusu her zaman güncel olarak değerini korumuş, sağlıklı bir yaşam üzerine, alanında yetkin olsun ya da olmasın birçok kişi tarafından çeşitli görüşler yazılmış veya ifade edilmiştir. Bu noktada o kadar çok bilgi var ki kafamızın karışmaması neredeyse imkansız. “Bilgi okyanusunda boğulmak” kavramı sanırım bu durumu anlatmaya yardımcı olur. Buna ilave olarak; bir de modern kültürün getirdiği spekülatif açıklamaları da eklersek hadi çıkın işin içinden…

İnsanların evrim süreci içerisindeki beslenme davranışlarına değinecek olursak; 2, 5 milyon yıl öncesine, Doğu Afrika’da Güney Maymunu adı verilen “Australopithecus” maymunundan bu yana, insanlar çeşitli besin kaynaklarını tüketmişlerdir. Bir diğer ifade ile çevrelerinde ne buldu ise onu tüketerek hayatta kalmaya çalışmışlardır. Bu süreç içerisinde insanlar otçul ağırlıklı beslenmeden zamanla etçil ağırlıklı beslenmeye doğru yönelim göstermişlerdir. M.Ö 9500-8500 yılları arasında tarımcılığın beslenme döngüsü içerisine girmesiyle avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçiş başlamıştır.
Tabi burada şöyle bir konuyu açmakta fayda var. Özellikte son zamanlarda, insanların hepçil (hem etçil hem otçul) mi yoksa otçul mu olduğu sorusu ciddi bir şekilde bilim dünyasında da tartışılmakta ve bu yönde çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle insanların otçul bir beslenmeye daha uygun olduğunu savunan vegan/vejetaryen beslenme akımı son yıllarda gittikçe yayılan bir felsefe olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında bu felsefenin başlangıç tarihinin M.Ö 500’lü yıllar olduğu iddia edilmektedir. Budizm felsefesinin de insanların hayvan kullanımına karşı sınırlama getirdiğini hatırlatalım.

Ancak yakın tarihimizde bu akımın 1944 yılında Donald Watson tarafından başlatıldığını ve 1979 yılında da dernek statüsüne kavuştuğunu belirtelim. Vegan beslenmeyi de tanımlamadan geçmeyelim. Bu felsefeyi savunanlar, vejetaryenlerin et tüketmemesine ilaveten hiçbir hayvansal kaynaklı gıdayı yememeyi ve hayvansal kaynaklı hiçbir ürünü de kullanmamayı tercih ederler.
İnsanların hepçil bir tür olduğunu savunan görüş Australopithecus ‘dan Homo sapiens türüne kadar beyin hacminin yaklaşık 400 cm3 ‘den 1600 cm3 ‘e ulaşmasının et tüketimi neticesinde gerçekleştiğini savunurken; bunun aksini iddia eden yaklaşım da beyin gelişiminin aslında ateşin icadı ile birlikte başladığını öne sürmektedir. Az önce de dediğim gibi bu konularda yayınlanmış karşıt iki görüşte olan çok sayıda çalışma mevcuttur. İnsan evrimindeki beyin gelişimini aşağıdaki infografta bulabilirsiniz.

Bu iki görüşün tartıştığı bir diğer konu ise bitkisel temelli beslenmenin mi yoksa hayvansal kaynaklı beslenmenin mi zararlı olduğu noktasıdır. Bunu açıklamak için günümüzde en çok sorulan sorular üzerinden ilerlemenin daha faydalı olacağını düşünüyorum.
- İnsanların hayvansal besinleri (hayvansal kaynaklı proteinler) tüketmesi zorunluluktur. Aksi halde sağlıklı bir hayat süremezler. Bu iddia belki de en çok gündemde olan bir konudur. Dolayısıyla burada biraz daha detaya girmem gerekecektir. Özellikle popüler medya araçlarında karşılaştığımız bu yöndeki açıklamalar hesaba katılırsa yüzeysel geçmek yanlış algılara neden olabilir. İnsanlar doğası gereği proteinlere ihtiyaç duyarlar ve proteinlerin yapıtaşı aminoasitlerdir. Ancak sentezlenemeyen aminoasitler vardır ki (esansiyel aminoasitler) bunları mutlaka dışarıdan almak zorundayız. Bunlar;
- Arjinin (büyüme çağında üretilip, yetişkinlikte üretilmez)
- Histidin (büyüme çağında üretilip, yetişkinlikte üretilmez)
- Lösin
- İzolösin
- Valin
- Lizin
- Metionin/Sistein
- Fenilalenin/Tirozin
- Treonin
- Triptofan
Önemli olan, bu aminoasitleri bir kaynaktan almaktır. Yani ister bitki olsun ister hayvan kaynaklı olsun alındığı sürece protein ihtiyacı yönünden bir sorunla karşılaşılmamaktadır. Bitkisel kaynaklı olanlarda bazı aminoasitler daha fazla olabilirken bazılarında hayvansal kaynaklı olanlar ön plana çıkmaktadır.
Mesela; triptofan kaynağı yönünden fındık, fıstık vb. tohumlu bitkilerin hayvansal ürünlere göre daha zengin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Buna benzer kıyaslamaları bilimsel mecralarda bulmak çok zor değildir. Dolayısıyla yukarıdaki sorunun cevabı bitkisel bir beslenmeyi tercih eden bireyler sağlıklı bir yaşam sürebilirler.
Şimdilik burada bırakalım. Eminim kafanızda bazı sorular oluşmuştur. Bu konu uzun ve tartışmalı bir yapıya sahip olduğu için yazı dizisi halinde anlatmak daha faydalı olacaktır.












