Dünya Tarihinin Önemli Salgınları

0
1115

Şu günlerde dünyanın tek gündemi, hayatımıza bir anda giren, bununla birlikte korku, panik ve ölümü de getiren SARS-Cov2 virüsünün neden olduğu Covid-19 hastalığı, 2019 yılının Aralık ayında Çinin Vuhan kentinde başlamış ve şimdiye kadar 115 ülkeye ulaşmıştır.

“Epidemi” olarak başlayan bu salgın, 11 Mart 2020 tarihinde ise Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “pandemi” sınıfına alınmıştır. Bu iki kavramı açıklarsak, epidemi; belirli bir toplumda ya da bölgede hastalığın yaygınlaşması anlamına gelirken, pandemi; farklı coğrafi bölgelere de hastalığın yayılması anlamına geliyor. Dolayısıyla, pandemi sınıfına alınan bir salgının kontrol altına alınması için devletlerin birbirleri ile bilimsel ve yönetimsel işbirliği yapması gerekiyor. Bununla ilgili olarak IMF, Covid-19 hastalığına karşı 50 milyar dolarlık bir kaynak ayırdığını duyururken, bazı ülkelerde salgını yok etmek için ilaç ve aşı geliştirme çalışmalarına başladıklarını ilan etti.

Gerek aşı gerekse diğer çalışmalar belirli bir zaman alacaktır, ancak bu süre içerisinde Covid-19’dan korunmak için alınabilecek basit önlemler sayesinde bulaşma riski en aza indirilebilir.

Peki bu salgınlar neden çıkmaktadır? Neden insanlar bu kadar etkileniyor? Bu soruların cevapları evrimde gizli…3,5 milyar yıl öncesine dayanan ilk canlı fosillerin bulunmasından itibaren, canlılar geçirdikleri evrim ve adaptasyonlar ile bulundukları çevreye uyum sağlamışlar ve hayatta kalma şanslarını bu yollar ile arttırmışlardır. Evrim için bu kadar yıl eskiye gitmeden günümüzde de benzer özelliklerini gözlemleyebiliriz. Örneğin, bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanması (konu ile ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz) ya da virüslerin mutasyona uğrayarak farklı özellikler edinmesini, gelişen teknoloji sayesinde yakından takip edebiliyoruz.

Bilim adamları, önümüzdeki zaman içerisinde dünyayı kasıp kavuracak bir salgının mutlaka bir gün gerçekleşeceği konusunda hem fikir içerisindeler. Ancak salgından çok daha önemli bir konu var ki o da bu gibi bir durumda ortaya çıkacak panik dalgasının, alınacak önlemlerin etkinliğinin azalmasına ve bunun kitlesel bir kaos durumunda dönüşmesi ile yönetimin tamamen kontrolden çıkmasına neden olacağı ihtimalidir. Aslında günümüzde ihtimal olarak değerlendirdiğimiz bu öngörülerin, geçmişte gerçekleştiği bilinmektedir. Gelin dünyayı kasıp kavuran başlıca salgınlara biraz daha yakından bakalım.

 KARA VEBA

Listenin başında kara veba olarak adlandırılan ve Yersinia pestis adlı bakterisinin yol açtığı son derece ölümcül salgın gelmektedir. Bu salgın öylesine kontrolden çıkmıştır ki Avrupa nüfusunun yaklaşık 1/3’ünü yok etmiştir. Ortaya çıkan kaos ile birlikte özellikle yoksul insanlar şiddete maruz kalmış, şüpheli görülenler canlı canlı topluca yakılmıştır. Hastalık nedenini kilise, Tanrı’nın bir cezası olarak yorumlarken, bazı kesimler de hastalıktan Yahudileri sorumlu tutmuş ve bu durum bir soykırıma dönüşerek Avrupa’da neredeyse Yahudi nüfusunu bitme noktasına getirmiştir. Bu hastalığın kemirgenlerde ortaya çıktığı ve pireler yolu ile taşınıp yayıldığı günümüzde varsayılmaktadır.

Salgın ilk olarak 1331 yılında Çin’de başlayıp (bugünkü Vuhan kenti civarı olduğu düşünülmektedir),  1347 yılında Konstantinopolis ve aynı yıl içerisinde de Sicilya’ya ulaşıp, Avrupa kıtasına sıçramıştır. Salgın tüm dünyayı çevrelemişken, bazı ülkeler de aldıkları önlemler sayesinde (hastalığın görüldüğü yerler ile ticareti sınırlayarak) bu hastalıktan daha az etkilenmiştir (İspanya, Finlandiya, Galiçya). Hastalık ile mücadelede et tüketiminin iyi geldiği ve buna benzer uygulamaların gittikçe yaygınlaşması sorunun çözümüne katkı sağlamazken, İtalya hastalık belirtisi gösteren insanları kapalı bir alana kapatarak (karantina) yayılımın nispeten artmasını engellemeyi başarmıştır. Aşağıdaki haritada Kara Veba’nın yayılımını görebilirsiniz.

Salgının etkileri 1700’lü yıllara kadar sürmüştür hatta belirli dönemlerde tekrar ortaya çıkmıştır. 1629-1631 yıllarında İtalya salgını, 1665-1666 yıllarında Büyük Londra salgını, 1679’da Viyana salgını, 1720-1722 Büyük Marsilya salgını ve 1771 yılında ise Moskova salgını örnek verilebilir. Diğer bir ifade ile salgının başlangıcı ve bitişi arasında yaklaşık 400 yıllık bir zaman dilimi vardır.

KANAMALI ATEŞ SALGINLARI

1520-1576 yılları arasında günümüz Meksikasında dönem dönem ortaya çıkan salgınlar yaklaşık 20 milyon insanın canına mal olmuştur. Bu salgınlardan önce 22 milyon olan nüfus, 2 milyona kadar düşmüştür. 1520 yılında ortaya çıkan Çiçek hastalığından 8 milyon insan, 1545 yılında kokolitzli salgınından 12-15 milyon insan, 1576 yılında ikinci kokolitzli salgınında ise yaklaşık 2 milyon insan ölmüştür. Nature Ecology and Evolution dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, bu hastalığa Salmonella bakterininin neden olabileceğini göstermiştir. Salgından sonra insanların gömüldüğü alanda yapılan ve bu hastalıktan öldüğü tahmin edilen 10 kişinin DNA analizlerinde Salmonella paratyphi C bakterisinin izlerine rastlanmıştır. Ancak tam nedeni hala bilinmemektedir.

Salmonella, özellikle günümüzde daha çok kanatlı hayvanların tüketimi sonucunda insanlarda gıda zehirlenmesine yol açan bir bakteridir.

Grafik, Meksika’da salgınlardan dolayı nüfusun azalış trendini göstermektedir.

KOLERA SALGINI

19. ve 20. yy’da büyük çapta ölümlere neden olan bir diğer salgın ise Kolera’dır. Bu hastalığa Vibrio cholerea adındaki bakteri sebep olmaktadır. Dünya üzerinde 7 defa pandemiye neden olan bu hastalık, ilk olarak 1817 yılında Hindistan’da ortaya çıkmış, sonrasında ise Myanmar, Bangladeş ve Sri Lanka’ya yayılmıştır. 1821 yılında Irak’a kadar gelmiş ve üç hafta içerisinde Basra’da 18 binden fazla insanın ölümüne neden olmuştur. Sonrasında ise Türkiye’ye ulaşmış ve oradan da Akdeniz bölgesine yayılmıştır.

Kolera hastalığına neden olan bakterinin mikroskop altındaki görünüşü

İkinci kolera pandemisi olarak adlandırılan salgın ise 1829 yılında Avrupa ve Amerika kıtasına, 1832’de ise Kanada ve oradan da Amerika’ya ulaşmıştır. Sadece New Orleans’da 5 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.

Son pandemi ise 2016 yılında Tanzanya’da ortaya çıkmıştır.

Kolera, insan dışındaki ortamlarda uzun süre yaşayamadığı için tek taşıyan insandır. Özellikle insan dışkısında bulunan bu bakteri, yetersiz hijyen koşulları nedeniyle, sular ve yiyecek ile diğer insanlara bulaşmaktadır. Bu hastalık, şiddetli ishal ve kusma ile kendini belli etmektedir ve ince bağırsakta yerleşip çoğalarak toksinleri ile insanları etkilemektedir.

Yapılan çalışmalara göre;

  • 1817-1823 yıllarında 110 bin kişi,
  • 1829-1849 yıllarında 200 bin kişi,
  • 1863-1879 yıllarında 700 bin kişi,
  • 1881-1869 yıllarında 1 milyon kişi,
  • 1899-1923 yıllarında 1,5 milyon kişi,
  • 1961 yılında 550 bin kişi,
  • 2011 yılında ise, 6 bin kişinin öldüğü varsayılmaktadır.

İSPANYOL GRİBİ

İnsanlık tarihinin bilinen en büyük salgınlarından bir diğeri ise İspanyol gribidir. 1918-1920 yıllarında ortaya çıkan bu salgının, sayıları tartışmalı olmakla birlikte, dünya nüfusunun % 15’ini öldürdüğü, ve dünya nüfusunun % 30’unu enfekte ettiği varsayılmaktadır. İspanyol gribi denmesinin sebebi ise hastalığın İspanya’da başlaması değil, yeni bir salgının yaratacağı paniği engellemek ve ülkelerin uyguladığı sansürler nedeniyle ilk tartışmaların İspanya’da başlamasından dolayı olmuştur. Hastalığın ilk tespit edildiği yer ise Amerika’daki askeri üs olmuştur.

Hastalığa su kuşlarını etkileyen bir virüsün, mutasyona uğrayıp insanlara bulaşmasının neden olduğu düşünülmektedir. H1N1 virüsünün neden olduğu bu hastalık, 20-40 yaş arasındaki insanlarda yüksek ölüm oranlarına neden olmuştur. Sağlıklı bireylerdeki ölüm oranının yüksek, yaşlı nüfusta daha az olması bilim adamları için şaşırtıcı olmuştur, ancak sonraki yapılan araştırmalarda, o dönemin insanlarının 1830’lu yıllardaki grip salgınlarında H1 ya da N1 antijenine karşı bağışıklık kazandığı tespit edilmiştir.

İspanyol gribine neden olan H1N1 virüsünün ait görsel

Tarihin en ölümcül grip virüsü olarak kayıtlara geçen İspanyol gribi, bulaştığı insanları ilk birkaç gün içinde öldürme potansiyeline sahip olup, I. Dünya Savaşının daha erken bitmesini sağladığı ifade edilmektedir.

Tarihi önemli ölçüde değiştirmiş bu gribin sebeplerinin tam olarak anlaşılması için bugün dahi çalışmalar devam etmektedir.

DİĞER ÖNEMLİ GRİP SALGINLARI

1957 Asya (H2N2) ve 1968 Hong Kong (H3N3) gripleri de dünyayı panik içerisine soka grip salgınları olmuştur. Asya gribinde 2 milyon, Hong Kong gribinde ise 1 milyon kişi yaşamını yitirmiştir. Yapılan aşı çalışmaları ile salgınlar kontrol altına alınmıştır.

Sonuç olarak, tarihin çeşitli dönemlerinde önemli salgınlar ile insanoğlu karşılaşmıştır ve karşılaşmaya da devam edecektir.

Bir diğer önemli nokta ise tarihteki büyük salgınların pek çoğunun zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşabilen) olmasıdır.

Dünya nüfusunun önümüzdeki dönemde artışına paralel olarak, hayvancılık sektörüne talebin artması, endüstriyel üretimin getirdiği yetersiz hijyen koşullarında mikroorganizmaların farklı özellikler kazanması, aşırı antibiyotik kullanımının daha dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına neden olması etmenlerini de hesap ettiğimizde, ciddi salgınlar ile karşılaşma ihtimalinin artacağını söyleyebiliriz.

Kaynaklar

Kaynak 1

Kaynak 2

Kaynak 3

Kaynak 4

Kaynak 5

Kaynak 6

Kaynak 7

Kaynak 8

Kaynak 9

Kaynak 10

Kaynak 11

Kaynak 12