Ülkemizde Gıda Güvenliği kavramı henüz yeni olmakla birlikte, zaman dilimi olarak bu süreci 30 Haziran 2010 öncesi ve sonrası olarak temelde ikiye ayırabiliriz. Bu tarihte Avrupa Birliği, Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası başlığını açması ile birlikte Türkiye’de yeni döneme girilmiştir.
Türkiye’de Gıda Güvenliği sürecini tanımadan önce bu konunun Avrupa Birliği ülkelerindeki gelişim sürecine çok kısa değinmekte fayda var. AB ülkelerinde salmonella vakaları, gıda zehirlenmeleri ve hilelerin tespiti ile Gıda Güvenliği tarafında yasal bir dayanak oluşturulma ihtiyacı hissedilmiş ve Beyaz Kitap için süreç başlatılmıştır. Bu çalışma 12 Ocak 2000 tarihinde sona ererek yayımlanmış ve genel geçer standartlar belirlenmiştir.
Beyaz Kitabın ardından, 2002 yılında AT 178/2002 sayılı Tüzük kabul edilmiş ve Gıda Güvenliğinde bilimsel çalışmalar yapmak, tavsiyeler vermek amacıyla EFSA (European Food Safety Autority) adında Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi kurularak bu yönde gelişmeler devam etmiştir.Mevcut olan 5179 Sayılı Gıda Kanunu’nun AB’ne uyum sağlama çalışmaları neticesinde açılan başlıktaki konuları yeteri kadar karşılamamasından dolayı, Beyaz Kitabın uyarlanması başlamış ve bu doğrultuda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu adında yasal dayanağın 13 Haziran 2010 yılında çıkması ile süreç tamamlanmıştır. Sonrasında ise yine uyum çalışmasına takiben alınan finansal yardımlar ile 2010 yılının Kasım ayında “Gıda Güvenliği ve Kontrol Sisteminin Yeniden Yapılandırılması ve Güçlendirilmesi” kapsamında Ulusal Gıda Referans Laboratuarı kurulmuştur.
Tabiî ki süreç burada tamamlanmamış olup, yönetmelik ve tebliğlerinde çıkmasıyla yasal altyapı geliştirilme çalışmaları günümüzde de devam etmektedir.
Görüldüğü gibi Türkiye’de gıda güvenliğinin AB standartlarına yaklaştırma çabaları henüz çok yeni olup, AB Türkiye’den 10 sene önce altyapısını tamamlamıştır.
Bu kadar yasal çalışmaların yapılmasına karşın uygulamadaki durum nedir?
Yasal zeminin hazırlanması kadar, işletmelerin çıkarılan mevzuatlara uygunluğunun denetlenmesi de hayati bir önem taşımaktadır.
Denetim
02.12.2015 tarihi itibari ile 649.740 adet kayıtlı gıda işletmesinin olduğu tespit edilmiştir. Kayıtsız gıda işletmelerinin de son derece yüksek bir sayıda olduğu da hesaba katılırsa, yaklaşık olarak bir milyon işletmeye yakın bir sayıya ulaşabiliyoruz.
Buradaki önemli olan bir noktada Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının (yeni adı ile Tarım ve Orman Bakanlığı) gıda güvenliği denetimlerini gerçekleştiren yetkin personel sayısının ne olduğudur? 2015 yılında bakanlığın elindeki gıda denetçisi sayısı 5.000 civarındadır. İşletmelerin sayısına göre mevcut denetçi sayısının az olduğu gayet açıktır.
Eğitim
Aslında en önemli başlık olarak değerlendirilebilir. İşletme sayısının fazla olması bu konunun önemini daha da arttırmaktadır. Maalesef, işletmelerde çalışan personelin temel gıda güvenliği konusunda çok yetersiz olduğu, çalışma hayatında konu ile ilgili sistematik bir bilgilendirmenin yapılmaması mevzuatlara uyum çalışmasını zorlaştırmaktadır.
Bu konudaki eksiği gören Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, gıda işletmelerinde çalışan her personel için “Hijyen Eğitim Sertifikası” alma zorunluluğu başlatmıştır. Teoride çok iyi düşünülmüş olsa da, sektörden gelen geri bildirimlerin bu eğitimlerin yetersiz olduğunu iletmesi uygulamanın gözden geçirilmesi konusunda bir zorunluluğun olduğunu düşündürmektedir.
Bunların dışında işletmelerin fiziksel yapısındaki yetersizlikler, ekonomik imkanlar, istihdamı zorunlu personel ücretlerinin kurumsal firmalar haricinde tam olarak verilmemesi sürecin diğer geliştirilmesi gereken noktalarını oluşturulmaktadır.
Bu noktalara bakılarak istenilen seviyeye gelmemiz için önümüzde uzun bir süre vardır. Eğitimlerin sadece çalışma hayatında sınırlandırılmadan, eğitim hayatının erken aşamalarına yayılması gerekmektedir. Denetçi sayılarının arttırılması, sektördeki yetkin kişilerin ücret iyileştirmeleri yapılacak ilk çalışmalar arasında değerlendirilebilir.
Güvenle kalın…












