Ana Sayfa İzlenimler Bozcaada Film Festivali – BIFED

Bozcaada Film Festivali – BIFED

0
795

Doğanın günden güne eridiği, insanların yozlaştığı ve tüketimin şuursuzca arttığı dünyada, kafamızı kuma gömmeye ve yaklaşan ekolojik felaketlere karşı duyarsızlıkta birbirimiz ile yarışmaya devam ediyoruz. Bu yarışmada iyi olan kazansın mı diyelim yoksa amacını kendi geleceğini yok etmeye adamış, günü kurtarmak için doğadan çalan bir türün zekasını mı sorgulayalım, bilemedim.

BIFED etkinliğine giderken içimdeki bu kızgınlık ile yol aldım. 5.’si düzenlenen Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (Bozcaada International Festival of Ecological Documentary) 10-14 Ekim tarihleri arasında Uluslararası Yarışma alanında 11, Gaia Öğrenci Ödülü alanında 7, Panaroma’da 30 ve Özel Gösterim olarak 1 belgesel olarak izleyicisiyle buluştu.

Festival tamamen ücretsiz olup bu kadar belgeselden vaktiniz olduğu sürece istediğiniz kadarını izleyebilmek ve bazı filmlerin sonunda yönetmen katılımları ile izleyiciler arasındaki bağı kuvvetlendirmek, uygulama alanında önemli adımlar olmuş.

Festival 10 Ekim Çarşamba günü başlamasına rağmen yoğunluktan dolayı 12 Ekim’den itibaren katılıp 8 filme eşlik edebildim. Belgeseller bağımsız ve düşük bütçeli olmalarına rağmen pek çok konuda insanı düşündürüp, sorgulamaya götürebiliyordu. Konu çevre olunca içerisinde sağlık ve mülteci temalarına da sıklıkla dokunulmuştu. İzlediğim filmler arasında diğerlerine kıyasla daha çok beğendiğim film ise yönetmenliğini Jordan Brown’un yaptığı 2017 yapımı “Stare Into The Lights Pretties” – Dalıp Gidin Şu Parlak Işıklara Güzellerim olarak çevrilen yapım oldu.

Bu filmde insanların akıllı telefonlara, tabletlere, bilgisayarlara ve internet ortamına ne kadar bağımlı hale geldiği ve sonucundaki etkilerin insanlar üzerindeki psikolojik ve fiziksel olarak etkileri ele alınmış. Filmin aktardığı benim için çok etkileyici oldu. Brown, bu bağımlılığın insanların okuduğunu anlamada ciddi problemlere neden olduğunu aktarmış. Şöyle ki; bu görüşü destekleyen pratikler ile günlük yaşantımda karşılaştığımı söyleyebilirim. Ortak problemler ise; kitap okuma sırasında dikkatin sık sık dağılması ve yapılan okumaların eski zamanlara göre daha az anlaşılması olmuştu. Gerçekten de bu serzenişi pek çok kişiden duyduğumu söyleyebilirim. Uzun süreli olarak ekranlarda geçirilen zaman insanların anlam kabiliyetinde ciddi erozyonlara sebep olabiliyor.

Bir diğer film ise Michele Mellara & Alessandro Rossi’nin yönetmenliğini yaptığı 2017 yapımı, efsanevi grup Queen’in aynı adlı şarkısı olan “I Am In Love With My Car”adlı belgeseli idi.

Bu yapımda araçların insan hayatını nasıl değiştirdiği 5 duyu organımız üzerindeki etkiler ile bağlantı kurularak anlatılmış. Arabaların görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma algılarımızı değiştirdiğini görmek güzel bir anlatım dili olmuş. Tabi buradaki kilit nokta aynı zamanda arabaların çevreye verdiği zararları da görmek…

Bir diğer film ise yönetmenliklerini Fran Lambrick ve Vanessa de Smet’in yaptığı 2015 yapımı “I Am Chut Wutty” oldu. Chut Wutty, Kamboçya’da öldürülen bir çevre aktivisti… Kamboçya hükümeti ile iş adamlarının bölgedeki ormanlar üzerindeki tahribata karşı direnen bir kahramanın hikayesi…

Vanessa de Smet ile yapılan söyleşi de belgeselin amacının aslında Kamboçya’da yapılan orman katliamına ışık tutmak olduğu çekimlerin yaklaşık yarısında Chut Wutty’nin Vanessa’nın yanında öldürülmesinden sonra konunun Wutty’nin mücadelesini anlattığı bir yapım olmuş. Özellikle her hafta 4 çevre aktivistinin öldürüldüğü bilgisinin verilmesi ciddi yıkıcı bir etki oldu benim için. Çevreyi insanlardan korumanın bedelini canları ile ödüyor bu insanlar. Peki ne için? Kaynaklarını sonsuza kadar kurutma pahasına anlık parasal kar elde etmek nasıl bir mantıktır, anlamak mümkün değil.

Tabi ki bu etkinlik sırasında çok güzel insanlar ile de tanışma fırsatı buldum. Halk Eğitim Merkezinden soyadını bilmediğim ama adını unutmayacağım Uyanış abiye selamlarımı gönderiyorum. Etkinliğe çadır ile gelen iki kişi sanırım ben ve Ekin Doğa idi ya da biz başkasını tanımadık J Her ne kadar çadırlarımızın uçacağı konusunda tedirgin olsak da rüzgar bizden yana idi. Ne de olsa çevre için yapılan etkinliğe gelmiştik.

Bozcaada’dan bahsetmişken şarabını unutmak olmaz… Yolu düşenlere şarap içmeden geçmemeleri konusunda hatırlatmamı yapıyorum.

Çevre sorunlarının gösterildiği faydalı bir hafta sonu etkinliği oldu. Bazı ufak problemlerin dışında etkinliği organize edenlere selamlar olsun. Çevre dostlarını bir dahaki sefere çoğalarak görmeyi umut ediyorum.

Sonuçta elimizde yaşadığımız tek bir dünya var. Çevre ile kalın…

Soldan sağa: Caner Tiryaki, Nevra Arslantürk, Fatma Munzur, Alper Tolga Akkuş, Ömer Madra, Ekin Doğa Kozak